Aquileia antik kenti, Roma'nın İllirya eyaletinin batısında Adriyatik Denizi'nin kıyısında yer almaktaydı. Şehrin stratejik konumu, kuzeydeki Alman kabilelerinden gelebilecek olası istilalara karşı bir tampon görevi görerek Roma Cumhuriyeti'nin genişlemesinde önemli bir rol oynamıştır. Büyük liman tesislerine sahip bir koloni olarak Aquileia, Romalıların hem komşu altın madenlerinden hem de bölgenin kendi zengin kehribarından yararlanmasına olanak sağlamıştır.
Koloninin kuzeyinde bağımsız Noricum bölgesi vardı. MÖ 16 yılında Roma İmparatoru Augustus (MÖ 27 - MS 14) döneminde Roma' nın bir eyaleti haline gelecektir. Noricum Alpler üzerinden geçen birkaç küçük yolu elinde tutsa da, Tuna'nın güneyindeki konumu ve bol demir ve altın rezervleri Cumhuriyet için çok daha değerliydi ve Noricum ile kuzeydoğu İtalya, yani Aquileia arasında ticaretin gelişmesine olanak sağladı. Bir tampon ve ticaret merkezi olan şehir, zamanla Roma İmparatorluğu'nun en büyük ve en zengin şehirlerinden biri haline gelecek ve Venetia et Histria'nın başkenti olacaktır.
Galya Bölgesi
İtalya yarımadasının kuzey ve kuzeydoğusunda, Aquileia'nın çok batısında Cisalpin ve Transalpin Galya uzanıyordu. Erken ve orta Roma Cumhuriyeti döneminde bölge, İtalya'nın bir parçası olarak görülmüyordu ve sadece Apenin Dağları'nın eteklerine kadar uzanıyordu. Cisalpin Galya, Po Nehri düzlüklerinden Apeninler'e kadar olan bölgeyi kapsarken, Transalpin Galya Alpler'in ötesinde kuzeye doğru uzanıyordu. Kaynaklar farklılık gösterse de, Cisalpin Galya başlangıçta Etrüsklerin yurduydu; ancak Alplerin kuzeyinden gelen Kelt kabileleri -aralarında Insubres ve Senones de vardı- yavaş yavaş bölgeye taşındı ve M.Ö. 4. yüzyılın sonunda Etrüskler tamamen bölgeden çıkarıldı böylece Keltlerin (Galyalılar) ara sıra İtalya topraklarına akın yapmasına olanak sağlandı.
MÖ 390 civarında Keltler güneye doğru ilerleyip Roma şehrini yağmalayacak kadar cesurlardı. Tom Holland Rubicon adlı eserinde "bir barbar sürüsünün hiçbir uyarı yapmadan Alpleri aştığını, Roma ordusunu panik içinde kaçmaya zorladığını ve Roma'ya girdiğini" yazmıştır (234). M.Ö. 3. yüzyıla kadar düzensiz akınlar devam etse de, M.Ö. 225 yılında Roma, Galyalı istilacıları Roma ile Pisa arasındaki Etruria kıyısında bulunan Telamon'da yenmeyi başardı. Bölgenin önemini ve potansiyelini fark eden Romalılar üç yıl süren bir sefer düzenleyerek M.Ö. 223 yılında Mediolanum'u (Milano) ele geçirdiler. Kuzeye doğru ilerleme girişimleri Kartacalı komutan Hannibal tarafından İkinci Pön Savaşı'nda (MÖ 218-201) engellendi ve Kelt kabilelerinin çoğu Hannibal'ın yanında yer aldılar. Romalılar yenilgiden sonra da bölgeye girmeye devam ederek Cremona ve Placentia'da (Piacenza) koloniler kurdular.
Roma Hakimiyeti Altında
M.Ö. 186 yılında Aquileia bölgesi hâlâ Julian Alpleri boyunca seyahati düzenleyen Transalpin Galyalıları tarafından kontrol ediliyordu. Galyalılar M.Ö. 181 yılında kovulduklarında, Romalılar bölgenin kaynaklarını korumak ve kullanmak için burada bir koloni kurdular. Komşu savaşçı kabileler tarafından sık sık yağmalanmasına rağmen, Aquileia'nın bir kesişme noktası olarak önemi hem Julius Caesar (MÖ 100-44) hem de varisi Augustus tarafından fark edilmiştir. Askeri bir kale olarak bazen Roma ordusu için bir ikmal merkezi olarak hizmet veren Roma Secunda veya İkinci Roma olarak anılır. Sezar'ın Roma'dan uzakta Galya'yı fethettiği ve Britanya'ya sefer düzenlediği on yıl boyunca Aquileia bir kış karargâhı olarak hizmet verdi. Galya'nın Fethi adlı eserinde Helvetii'lerle savaşmak için yaptığı hazırlıkları yazmıştır. İki yeni lejyonun kurulmasının yanı sıra, "Romalı komutan [Sezar] hızlı adımlarla İtalya'ya geri döndü; burada Aquileia çevresindeki kışlık karargâhlarından bu bölgelerdeki ilk yerleşimini oluşturan üçlü birliği topladı" (7).
Sezar'ın günlerinden Batı Roma İmparatorluğu'nun çöküşüne kadar Aquileia tarihte önemli ama şüpheli bir rol oynamıştır: Düşen imparatorlar, Alman kabileleri ve son olarak Hunlar tarafından kuşatılmıştır. MS 68'de İmparator Neron (MS 54-68) kendisine yardım edenlerin de yardımıyla intihar etti ve taht ile geniş bir imparatorluğun kontrolü için yarışacak dört Romalı komutan bıraktı. Dörtlünün ilki olan Galba (MS 68-69) kendi Praetorian Muhafızları tarafından öldürüldü; varisi Otho (MS 69), ordusu halefi Vitellius'un (MS 69) eline geçince intihar etti. Artık Vitellius'un karşısında popüler ve zorlu bir komutan olan Vespasian (MS 69-79) kalmıştı. Vespasian Roma'ya doğru ilerlerken, Romalı komutan Marcus Primus Vespasian'a destek verdi ve Danubian lejyonlarıyla İtalya'ya ilerleyerek Aquileia'yı kuşattı ve Vitellius'u Cremona'da bozguna uğrattı. Vitellius sonunda Roma'da yenilecek, işkence görecek ve öldürülecekti.
Dört İmparator Yılı olarak bilinen MS 69'daki kanlı olaylara rağmen, Augustus ve Marcus Aurelius'un (MS 161-180) hükümdarlıkları arasındaki dönem Pax Romana ya da Roma Barışı olarak bilinen göreceli bir barış ve ekonomik refah dönemiydi. MS 180 yılında imparator/filozof Marcus Aurelius'un ölümü ve kötü şöhretli Commodus'un (MS 180-192) tahta çıkmasıyla sona ermiştir. Bu dönemde bir veba salgını İmparatorluğu harap ediyordu ve dönemin ortak imparatoru Lucius Verus'un (MS 161-169) hayatına mal olacaktı. MS 167'de kuzeydeki Germen kabileleri Quadi, Iazyges ve Marcomanni durumdan faydalanarak yukarı ve orta Tuna Nehri'nin güneyindeki topraklardan geçerek Opitergium'u yaktı ve Aquileia'yı kuşattı. Neredeyse üç yüzyıldan beri ilk kez barbarlar İtalya'daydı. Aurelius gladyatörleri ve köleleri silahlandırarak Italica II ve Italica III adlı iki lejyon oluşturdu ve kuzeye doğru ilerledi. Bazı tartışmalar olsa da, Aquileia her lejyon için ilk üs olarak hizmet vermiştir. Sonraki beş yıl boyunca imparator barbarlarla savaştı ve Roma'ya zaferle döndü.
Üçüncü Yüzyıl Krizi
Kırk yıldan biraz fazla bir süre sonra, II Parthica ve I Adiutrix lejyonları İmparator I. Maximinus Thrax (MS 235-238) önderliğinde Pannonia'da Almanlar ve Sarmatyalılarla savaşıyor ve Galyalılara karşı çıkmaya hazırlanıyordu. Roma'dan imparatorun tahttan indirildiği ve I. Gordian ile Afrika'daki oğlu II. Gordian'ın ortak imparator ilan edildiği haberi geldi; ancak kısa süren hükümdarlıkları Legio III Augusta sayesinde kısa sürede sona erecekti. Maximinus ve lejyonu tahtını geri almak için İtalya'ya yürüdü, ancak Aquileia'da kararlı bir direnişle karşılaştı ve nehri bir kayıkla geçme girişiminden sonra yine de şehri almayı başaramadı. Ağır kayıplar, yiyecek sıkıntısı ve hastalıklar disiplinin ve moralin düşmesine neden oldu. Legio II Parthica'nın hoşnutsuz askerleri ve Praetorian Muhafızlarından adamlar çadırına girerek devrilen imparatoru ve oğlunu öldürdüler. Vücutları parçalanmış ve kafaları Roma'ya gönderilmiştir. Marcus Pupienus (y. 238), Gordian II ve babasının ölümünden sonra Decimus Balbinus ile birlikte ortak imparator seçildi. Pupienus'un ilk görevi Maximinus'u püskürtmekti; ancak imparatorun öldüğünü duyunca Aquileia'ya yürüdü ve halk ona kapılarını açtı. Maximinius'un birlikleri evlerine gönderildi. Daha sonra Pupienus ve ortak imparatoru öldürüldü.
Roma İmparatorluğu, İmparator Diocletianus (MS 284-305) tarafından ikiye bölünmüş olsa da, I. Konstantin (MS 306-337) tarafından yeniden birleştirilmiştir. Ölümünden sonra, varisleri arasında kısa süre içinde kıskançlık baş gösterdi. MS 341'de II. Konstantin (hükümdarlığı MS 337-340) I. Konstans'ın (hükümdarlığı MS 337-350) yokluğundan faydalanarak kardeşinin ordusuyla karşılaşmak üzere İtalya'yı işgal etti, ancak Konstans'ın kalan kuvvetleri Aquileia'da II. Konstantin'i pusuya düşürüp öldürdü. MS 354 yılında, kuzeni Julian (MS 361-363) Galya ve Almanya'da başarı kazandı. Kıskanç Constantius, küçük kuzenine ordusunu sevk etmesini ve onları doğuya göndermesini emretti. Julian elbette bunu reddetti ve Constantius'la görüşmek üzere yola çıktı. Aquileia kenti onun saldırısına karşı koymayı başardıktan sonra, Julian Tuna boyunca doğuya doğru ilerleyerek Balkanlara ulaşmak zorunda kaldı. Ancak kuzeniyle asla savaşa girmeyecekti; Constantius onlarla karşılaşmadan önce öldü.
Hunlar tarafından yok ediliş
Doğu Roma İmparatorluğu gelişirken, Batı nihai çöküşüne doğru ilerliyordu. Ancak MS 476'da istilalara uğramadan önce bir rakiple daha karşılaştı: Attila Hun, Tanrı'nın Kırbacı MS 451'de Balkanlar'ı yakıp yıktıktan sonra Attila Ren Nehri'ni geçerek Galya'yı yağmaladı. Chalons'da Catalaunian Alanları Savaşı'nda yenildi (tek yenilgisi), Aquileia ve Milano'yu kuşattı. Aquileia halkı şehirden kaçmak zorunda kaldı ve sığınak olarak Venedik'i seçti.
Neredeyse efsanevi gibi görünen bir hikâyeye göre Attila ve ordusu Aquileia şehrinin önünde kuşatmayı mı yoksa şehri terk etmeyi mi tartışmışlardır. Attila, şehrin kulelerinden birinde yuva yapan bir anne leylek ve yavrularını fark etti. Leylek yavrularını topladı ve uçup gitti. Attila'ya göre bu bir işaretti, bir kehanetti, bir felaketin şehri vurmak üzere olduğunu gösteriyordu. Attila ve ordusu şehri terk etmek yerine kuşatmayı sürdürdü ve şehrin düşmesiyle birlikte kuzeydoğu İtalya'ya giden ana yollar açıldı. Şehrin yeniden inşa edilmesi biraz zaman alacaktı.