Antik Yakın Doğu ve özellikle Bereketli Hilal tarihi bölgesi, genellikle tarımın ortaya çıkışı ve yayılma yeri olarak bilinir. İlk tarımsal kanıtlar, tarımsal faaliyetlerin Mezopotmya coğrafyasına yayıldığı, büyük ölçekli şehirlerin kurulduğu ve imparatorlukların yükselişinin kaydedildiği Levant bölgesinden gelmektedir.
Bölge havası, MÖ 4.yüzyılda, bugünküden çok daha ılıman idi, verimli topraklar vardı, iki büyük nehir (Dicle ve Fırat) kaynağından faydalanmasının yanı sıra Kuzeyinde tepeler ve dağlar yer alıyordu.
Tarımın Kökenleri
Tarımın doğuşu, Bereketli Hilal bölgesinde en erken medeniyetlerin ortaya çıkmasına olanak sağlayan insanlık tarihinde önemli bir dönem olmuştur. “Medeniyetin Beşiği” olarak adlandırılmasına rağmen, fazlalık veren tarımsal faaliyetlerin (ve insanlık medeniyetinin) dünyanın diğer bölgelerinde de bağımsız olarak ortaya çıktığı bilinmeketedir. Orta Amerika’da insanlar mısır ve fasulyeyi evcilleştirmişlerdi, pirinç, darı ve domuz ilk olarak Çin’de evcilleştirilmiş, bu her iki bölge daha önce Yakın Doğu’da meydana gelen gelişmelerden habersiz idi.
Tarımın ortaya çıkışı, Güneydoğu Türkiye, Batı İran ve Levant bölgesi dağlık alanlarından kadameli olarak gerçekleşmiş, büyük olasılıkla bölgenin evcilleştirilmesine ve insan tüketimine uygun çeşitli bitki ve hayvana ev sahipliği yapması nedeniyle olmuştur. İncir ağaçları, günümüz Ürdün’de yaklaşık olarak MÖ 11.300 yılında yetiştirilmiştir. Buğday ve keçi Levant bölgesinde MÖ 900 yılında, bezelye ve mercimek Bereketli Hilal bölgesinde ve Kuzey Mısır’da MÖ 8000 yılı dolayında ve zeytin ağaçları Doğu Akdeniz’de MÖ 5000 yılında evcilleştirilmiştir.
Sığır ilk olarak MÖ 8500 yılı dolayında, büyük ihtimalle Yakın Doğu’da yabani öküzlerden evcilleştirilmiştir. Yakın zamanlarda Antik döneme ait sığır kemikleri üzerinde yapılan genetik analizlerinden, dünyadaki bütün modern dönem sığırların başlangıçta evcilleştirilen 80 kadar hayvandan geldiği tahmin ediliyor.
Atlar MÖ 4000 yılında Batı Avrasya bozkırlarında evcilleştirilmiş ve MÖ 3.binyılı dolaylarına doğru bir evrede Yakın Doğu bölgesine yayılmıştır. Üzüm bağları MÖ 3500 yılı dolayında günümüz İran’da evcilleştirilmiş, MÖ 3000 yılında Levant bölgesi ve Mısır’a yayılmıştıt. Bu yayılma tarımsal faaliyetlere geçişin son dönemine işaret etmektedir. Bugün bile kalorimizin % 90’ı tarım devriminin bu ilk dalgası sırasından evcilleştirilen yiyecek maddalerinden gelmektedir.
İlk tarımsal faaliyet, büyük ihtimalle tahıl toplayan avcı-toplayıcı toplulukların tahılı bitki sapından/samandan ayırmak üzere yaşamakta oldukları kamplara götürmeleri ihtiyacından dolayı başlamıştır. Bu işlem sırasında bazı tohumlar kaçınılmaz olarak yere düşmüştür. İnsanlar sonraki yılda/yıllarda aynı kamp alanına geri geldiklerinde, kamp alanı etrafında tahıl yetiştirmeye başlamış ve hasat etmişlerdir, bu faaliyetleri aynı zamanda daha fazla tohumun yere düşmesine neden olmuştur. Kamp alanı etrafında düşen tahıl miktarında artış oldukça, insanlar da hasat için daha uzun süre kalmış ve en sonunda MÖ 12500-9500 yıları arası dönemde gelişen Natufian kültürü gibi mevsimlik köylerdeki yaşam yarı göçebe yaşam tarzına dönüşmüştür.
Geçen zamanla birlikte, bu yarı göçebe topluluklardan bazıları tahıl yetiştirmek üzere yıl boyunca tarım köylerinde kalmaya karar verirlerken, diğerleri ise göçebe yaşam tarzına devam etmişlerdir. MÖ 8500 yılına gelindiğinde, Orta Doğu sakinleri çoğunlukla çiftçilerden oluşan kalıcı birçok köye ev sahipliği yapmışlardır. Böylece tarım devrimi de başlamış oldu. Tarımdan elde edilen gıda maddeleri üretiminin artmasıyla daha fazla insan hayatı sürdürülebilir hale gelmiş, nüfus artmış ve köyler, Mezopotamya medeniyetinin ortaya çıkmasına neden olan şehirlere dönüşmüşlerdir. Tarihçi yazar Gwenddolyn Leick şöyle bir açıklama getirmektedir:
MÖ 7.binyılda, aluviyonlu ovalar ekilmeye başlanmış ve 4.binyılda, verimli bir tarımsal yönetime duyulan ihtiyaca cevap olarak ilk yerleşik yaşam/şehirler ortaya çıkmıştır. Kil tablet üzerine yazılmış piktograflar olan ilk belgeler, tarlalarda çalıştırmak üzere işgücünün tahsisi ve ürünlerin dağıtımıyla ilgili olmuştu (Leick 6).
Bereketli Hilal bölgesinin tarımın ilk tek başlangıç bölgesi olmadığını, ancak dünyanın dört bir yanında tarımın ve hayvanların evcilleştirilmesinin Bereketli Hilal ile hiçbir teması olmadan ortaya çıktığı başka yerlerin de olduğunu belirtmek önemlidir. Akademisyen yazar Yuval Noah Harari şöyle ifade etmektedir:
Bilim insanları bir zamanlar tarımın Orta Doğuda tek bir başlangıç noktasından dünyanın dört bir yanına yayıldığına inanıyorlardı. Günümüzde ise tarımsal faaliyetlerin Orta Doğu çiftçilerinin devrimlerini ihraç etmeleriyle değil, tamamen bağımsız bir şekilde dünyanın diğer bölgelerinden de ortaya çıktığı konusunda hemfikirdirler. Orta Amerika’da insanlar, Orta Doğuda buğday ve bezelye yetiştiriciliği hakkında hiçbir bilgileri olmadan mısır ve fasulyeyi evcilleştirmişlerdi. Güney Amerikalılar patates ve devegiller familyası bir üyesi olan lama yetiştirmeyi öğrenmişlerdi, Meksika ve Levant bölgesinde nasıl gelişmelerin olup bittiğinin farkınde bile değillerdi. Çin’in ilk tarım devrimcileri pirinç, darı ve domuz evcilleştirmişlerdi. Amerika’nın ilk bahçıvanları, yenilebilir kabaklar yetiştirmek için çalılık alanları işlenebilir hale getitrmek işinden yorulan ve balkabağı yetiştirmeye karar verenlerdir. Yeni Gineliler şeker kamışı ve muz evcilleştirirlerken, Batı Afrikalı ilk çiftçiler Afrika darısı, Afrika pirinci, sorgum ve buğdayı kendi ihtiyaçlarına göre yetiştirmişlerdi (Bölüm 5).
Bereketli Hilal Coğrafyası
Bereketli Hilal, üç ana coğrafi bölgeden oluşan kadim bir bölgedir:
- Mezopotamya; çoğunlukla günümüz Irak coğrafyasında yer alır, Dicle ve Fırat nehirlerinin alüvyonlu ovasıyla tanımlanır.
- Kuzeyde Toros ve Zagros dağları etekelerinde yer alan Yukarı Mezopotamya
- Levant bölgesi; günümüzde Akdaniz kıyısında, Batısında Suriye, Lübnan, İsrail, Ürdün ve Filistin’i kapsayan bölge
Bereketli Hilal bölgesindeki tarım, farklı coğrafi nedenlerden dolayı, gıda maddesi kaynakları bağlamında çok çeşitlilik arz ediyordu. Bölgesel ürün verimi ve yıllık yağış veya sulama çeşitliliği açısından oldukça çeşitliydi (özellikle iyi verim alındığı yıllarda, tarımsal üretim 100 kat kadar daha yüksek olabiliyordu). İki türlü tarım yapılıyordu:
- İnsanların genellikle tahıl yetiştirdiği ve yağmura bağlı olduğu, sulama yapılmayan kuru tarım; bu tarımsal faaliyet esas olarak Yukarı Mezopotamya ve Levant bölgesi dağlık kesimlerinde uygulanıyordu.
- Aşağı Mezopotamya’nın alüvyon ovalarında yoğunlaşan sulamalı tarım
Tarımsal Gelişmeler
Birçok hasat faaliyeti kuraklık veya sel baskını nedeniyle yok olmuştur. Başlangıçta insanlar, yıl boyunca yağış dağılmasının daha eşit bir şekilde olduğu yağışlı engebeli alanlarda tarım geliştirmişlerdi. İnsanlar taşkın yatağı alanlara doğru hareket etmeye başlamaları gerekli oldukça, yeni tarım teknikleri ihtiyacı da ortaya çıkmıştır.
Yapay sulama, zamanla önemli gelişmeler kaydeden esas yenilik olmuştur. İlk başlarda sulama, küçük kanallar ve şaduflar kullanılarak Dicle-Fırat nehir sisteminden tarlalara su sifonla çekiliyordu. Bu sifonlar, MÖ 3000 yılından beri Mezopotamyada bulunan vinç sistemi benzeri su asansörleriydi. MÖ 1.binyılın ortalarından itibaren, büyük olasılıkla devlet tarafından organize edilip teşvik edilen, bölgeler arası iş birliği ve planlama gerektiren daha büyük kanal ağları rezervuarlarına dair kanıtlar bulunmaktadır. Sulama verimliliğini en üst düzeye çıkarmak için kanal sınırlarını oluşturan dar kenarları olan sulanacak alanlar genellikle uzun ve dar tarlalardan oluşuyorlardı.
Urartular kanal yapımında ustaydı ve kullandıkları sulama sistemlerinin çoğu bugün hala varlığını sürdürmektedir. Ana kanallar genellikle devlet tarafından inşa edilip bakımı yapılırken, küçük kanallar çiftçilerin kendileri veya yerel topluluklar tarafından yapılıyordu. Sulanan tarım arazileri, bugün olduğu gibi, sürekli tuzlanma tehdidi altındaydı.
Merkezi güçlerin bölgede yükselişi geçmesi ve gelişen teknolojiyle birlikte, suyu uzun mesafelere taşımak için su kemerleri hizmete açılmıştı. Asur Kralı I.Sanherib, dünyanın bilinen en eski su kemeri olan Jerwan su kemerini MÖ 703 - 690 yılları arası dönemde inşa etmiştir.
Toprak, özellikle Babil ve Asurluların yaşadıkları kuraklık iklimi sel taşkın yataklarında, kurumaya, sertleşmeye ve çatlamaya meyilli bir durumdaydı. Toprağı ekilebilir halde tutmak için saban kullanılması gerekiyordu. MÖ 3000 yılında sabanlar biliniyor ve yaygın olarak kullanılıyordu – birçok Asur kralı, sabanın yeni ve geliştirilmiş bir türünü icat etmiş olmalarıyla övünüyorlardı.
Tarlalar, öküz kullanılarak ve işçi bir ekip çalıştırılarak işleniyordu, ilkbaharda hasat işleri için iş gücüne ücretli işçiler eklendiğinde boyutunda büyüme olmuştu. Kullanılan aletler basit idi; çakmaktaşı bıçaklı aletler ve harman için kürekler bu aletlere dâhildir. Tahta sabanlar muhtemelen MÖ 4.binyılda icat edilmiş ve toprağa tohum ekmek üzere kullanılan sabanlar MÖ 2.bin yılında icat edilmişti.
MÖ 1700 yılına tarihlenen bir Sümer “Çiftçi Takvimi” sayesinde, Mezopotamyalıların ürün rotasyonunu zaten bildikleri ve toprağın verimliliğini korumak için tarlaları bir süre boş bıraktıkları bilgisini ediniyoruz. Ancak, toprağa gübre atmak üzere gübrenin kullanılması henüz bilinmediği anlaşılıyor.
Mezopotamya Ürünleri
Tarımda kullanılan başlıca tarımsal ürün türleri; arpa, buğday, darı ve emmer/siyez buğdayıydı. Çavdar ve yulaf henüz tarımsal kullanım için bilinmiyordu. Babil, Asur ve Hitit topraklarında arpa, insan kullanımı açısından başlıca tahıl idi, bunun başlıca nedeni makul derecede tuzlanmaya dayanıklı olmasıydı (yaz sıcağında mahsullerin sulanmasında önemli bir konu). Yaygın olarak kullanılan bir ödeme şekliydi ve yassı ekmek (pide vs) arpadan yapılıyordu. En küçük ağırlık birimi bir taneye (1/22 gr) eşdeğerdi. Bira ve lüks yiyecek madeleri buğday ve siyezden yapılırdı. Buğday, tuza daha az dayanıklı olduğu için bu üretimde arpaya nazaren daha az kullanılırdı.
Diğer tarım ürünleri arasında yaygın olarak yetiştirilen ve yağ yapımında kullanılan susam vardı (Akadça’da šamaššammu kelimesinden türetilmiş). Zeytinyağı dağlık bölgelerde üretilirdi. Keten bitkisi, keten kumaşı üretmek amacıyla kullanılırdı. Bezelye, Mezopotamya’da yetiştirilirken, mercimek Filistinde tercih edilirdi. Bereketli Hilal bölgesinde her yerde incir, nar, elma ve fıstık bahçeleri bulunurdu. Güney Mezopotamya şehir ve köylerinde hurma bahçeleri yaygındı, genellikle palmiye ağaçlarının gölgesinde soğan, sarımsak ve salatalık gibi sebzeler yetiştirilirdi. Hurmalar, hayati önem taşıyan şeker ve vitamin ihtiyacını karşılamak üzere taze veya kurutulmuş olarak tüketilirdi. Palmiye ağaçları el sanatları ürünlerinde kullanılırdı ancak inşaat işlerinde kullanılmazdı.
Hasat ve Depolama
Hasat işlerinde, kış gelmeden önce hasadı tamamlamak üzere zaman baskısı olmasından dolayı önemli miktarda insan gücü gerektiriyordu. Tahıl, orakla biçiliyor, kulubelerde kurutuluyor ve hububat tanelerini elde etmek için saptan/samandan ayırmak üzere harman yapılırken/dövülürken hayvanlar kullanılıyordu. Harmandan sonra tahıl, yalnızca rüzgârlı havalarda mümkün olan savrulma yoluyla samandan ayrılıyordu. Alınan tahıl daha sonra ambarda depolanıyor ya da suyolları boyunca başka bir yere taşınıyordu (bazen başka ülkelere ihraç ediliyordu). Ambarlarda, farelerden korunmak için mangustlar kullanılıyordu (güvenilmez kabul edilen kedilerden daha fazla).
Antik Mezopotamya’da tarımsal ekonomilerin ürün verimleri, modern tarım uygulamalarının ortaya çıkmasından önce, 19. ve 20. yüzyılın başlarında geleneksel Orta Doğu çiftçilerinin elde ettiği ürün verimlerine kabaca benzerdi. Mezopotamya, antik dünya’da en bol verim sağlayan tarım sistemlerinden birine ev sahipliği yapıyordu.
Tarım ve İmparatorlukların Yükselişi
Mezopotamya toplumları büyük ölçüde tarım ve suya erişime bağlıydılar. Başlangıçta arazinin çoğunluğu saraya ve tapınaklara ait idi, ancak MÖ 18.yüzyıla gelindiğinde geniş toprak parçaları özelleştirilmişti. En küçük arazi parçası ölçüsü olarak tapınak veya saray tarafından küçük çiftçi ailelerine kiraya verilmek üzere tahsis edilen ilkum (yazılı olmayan sözleşme) geçerliydi. Araziler yasal olarak miras alınamaz olsalar da, fiilen, aynı kira sözleşmesi birden fazla nesil boyunca devam edebiliyordu.
İlk şehirlerin ve kentsel toplumların oluşması için tarımsal ürün fazlalığı elzem olmuştu. Çiftçilerin ürün verimi geçimleri ihtiyacından fazla olduğu zaman şehirlerin de ihtiyacını karşılamak mümkün oluyordu. Mezopotamya toplumunda yönetici sınıf ürün verimiyle çok ilgiliydi çünkü sosyal istikrar ve gıda tedarik yolları yönetimlerini meşrulaştırmak için kilit bir durum oluyordu. Devlet, tebaasına suyu temin etmek üzere büyük kanal ağları ve su kemerleri planı yapıp yönetiyordu. Siyasi devamlılık bölgenin ekonomik refahı için çok önemliydi çünkü hanedan düzeninden herhangi bir kopuş tarımsal faaliyetin yanı sıra ticaretin de ciddi şekilde kesintiye uğramasına neden olabiliyor ve bu bazen yoksullar için feci sonuçlar doğurabiliyordu.
Yapılan son çalışmalar, Mezopotamya’da (ve dünyanın diğer bölgelerinde) merkezi devletlerin yükselişi, özellikle vergi olarak alınabilen, daha sonra hükümet tarafından taşınabilen, depolanabilen ve yeniden dağıtılabilen tahıl tanelerinin bolluğuna bağlı olduğunu göstermektedir. Merkezi Hükümet, biricil ürünün uzun raf ömrüne sahip tahıllardan oluştuğu bölgelere göre birincil ürünün daha çabuk bozulan kök veya yumru sebzelerden oluştuğu diğer bölgelerden çok daha sonra ortaya çıkmıştır.
Mezopotamya büyük şehir-devletleri ve hüküm süren imparatorlukları, tarımsal faliyetler ve tahıl ürünleri bolluğu sayesinde yükselişe geçmişlerdir. Büyük ölçekli bir kentsel nüfus ve iş gücünün uzmanlaşmış mesleklere bölünmesini desteklemek, ancak geçimlik tarımdan, tarım dışı büyük nüfusu beslemeye yetecek kadar ürün fazlalığı sağlayan organize bir tarım sistemine geçmekle mümkün olmuştur. Bu anlamda, tarım faaiyetlerinde gelişme kaydedilmesiyle birlikte medeniyetin temeli de attılmıştır.